Otomotiv herkes için hızla büyüyor. Üretim yatırımlarının ve kapasitelerinin artışı; araştırma geliştirme çalışmalarının süratle yol almasıyla, dünya nasıl değişiyorsa otomobiller ve endüstrisi de değişiyor. Bu süreçle birlikte insanlığa ait her alanda algılama, anlama ve ardından ayak uydurma prosedürleri geliyor. Ancak kitleler, bu aşamaların bazılarında tökezleyebiliyor. Ya da kimileri oyalanırken kimileri adapte oluyor. Aslında çok derine inmeden baktığınızda sonuç olarak gelişim ve onun ihtiva ettiği genişleme; uyumsuzluk ve iletişim bozukluğu da yaratıyor, çünkü materyalist gerçekler, değer yargıları ve toplumsal psikolojiyi etkilediği gibi, kamusal kurallar ve mevzuatların da değişmesini gerektiriyor. Peki değişiyor mu? Ya da soruyu şöyle soralım; değişmezse uyuşmazlıklara ve çözümsüzlüklere (en azından anlamsızlıklara) neden olabilir mi? Yoksa burası Türkiye, her şey hallolur mu?
Otomobil dünyasındaki gelişmenin en göze çarptığı noktalardan biri, sınıfların yani otomobil çeşitlerinin de çoğalması. Artık segment olarak tabir ettiğimiz konu, kavram karmaşası haline gelmese de yeterince anlaşılmıyor. İnsanlar neyin ne olduğu konusunda duru bir fikre sahip olamayabiliyor. Crossover, SUV, kompakt SUV, Coupe-cabrio, Coupe SUV, MPV gibi. Bu durum bir sonuç ve kitlelerin bu konuda kafasının karışması somut bir olumsuzluk nedeni değil elbette. Ancak buna paralellik gösteren farklı bir konu var. Biraz önce saydığım ve sayıları çoğaltılabilecek sınıf adetlerini; bu kadar yeni ve geniş bir lügat ile değerlendirmemek kaydı ile sorguladığınızda; otomobilin kullanım kuralları ve tanımıyla ilgili bazı mevzuat sorunlarıyla karşılaşıyoruz. Nasıl derseniz, 1997'de Resmi Gazetede yayınlanıp, 12 kez küçük değişikliklere uğramış karayolları trafik yönetmeliğine baktığınızda bunu anlayabilirsiniz. Öncelikle araç ve taşıtın tanımına baktığımızda karşımıza şu açıklamalar çıkıyor: "Araç: Karayollarında kullanılabilen motorlu, motorsuz ve özel amaçlı taşıtlar ile iş makineleri ve lastik tekerlekli traktörlerin genel adıdır. Taşıt: Karayolunda insan, hayvan ve yük taşımaya yarayan araçlardır. Bunlardan makine gücü ile yürütülenlere 'motorlu taşıt' insan ve hayvan gücü ile yürütülenlere 'motorsuz taşıt' denir." Peki otomobil nedir? Mevzuata göre: "Otomobil; yapısı itibariyle, sürücüsü dâhil en çok sekiz oturma yeri olan ve insan taşımak için imal edilmiş bulunan motorlu araçtır." Ardından arazi taşıtına gelelim... "Arazi taşıtı: Karayollarında yolcu veya yük taşıyabilecek şekilde imal edilmiş olmakla beraber, bütün tekerlekleri motordan güç alan veya alabilen motorlu araçtır." Günümüzde bu tanıma girebilecek o kadar çok model var ki. Fakat sınıf başlığı altında daha geniş bir açıklama yapmış. O da şu: "G Sınıfı-arazi taşıtları; en az bir ön dingili ve en az bir arka dingili eşzamanlı tahrikli olarak tasarlanmış, bir dingilinin tahriki ayrılabilen araçlar dâhil ve en az bir diferansiyel kilit mekanizması veya buna benzer işlevde en az bir mekanizması varsa ve tek araç için hesaplanan yüzde 30'luk bir eğimi tırmanabiliyorsa, arazi tipi araç olarak kabul edilir." Tanım biraz daha daralsa da karmaşa ortadan kalkmıyor, şimdi buraya sığdıramayacağım o kadar karışık sınıf, tip tanımlamaları var ki; bildiğinizi de unutabilirsiniz. Bunun üzerine baktığımız birkaç ruhsatta 'cinsi' kısmında da farklılıklar
gördük. Örneğin
Land Rover Freelander'da 'arazi taşıtı' yazıyor, Ford Kuga'da ise 'otomobil...' Yukarıdaki tanıma göre Kuga'nın arazi donanımlarının sınırı etken olabilir. Öte yandan otomotiv dünyasında ise ikisi de bir sınıf. Yönetmelikte hız limitlerine baktığınızda da arazi taşıtları için şehir dışı hız limitleri 70 km/s, otoyol ise 80 km/s. Yani V8 bir 4x4 aldığınızda aslında otoyolda 100 km/s bile yapamazsınız. Ama pratikte uygulama öyle değil. Kısacası ortada bir gariplik var, söyleyecek çok net bir şey de yok, neşriyatın ciddi bir güncelleme ya da modernizasyona ihtiyacı var. En iyisi uzun metinleri kendiniz